Blog

Günce...
22 Ekim 2013

Farklıydı bizim 68’imiz. Şarkılarda da…

||
0 Comment
|

 Bizim 68’imiz de diğer ülkelere göre farklı oldu. En çok hangi konuda mı? “Kadın” konusunda. 

Gerek A.B.D’ de zenci-öğrenci dayanışmasının, gerekse Avrupa’daki işçi-öğrenci birliğinin ortaya çıkarmaya koyulduğu insan türünde kadın hakları ve kadının toplum içindeki duruşu içinde bambaşka bir kadın ve dolayısıyla bambaşka bir erkek ortaya çıkması amaçlanmıştı.

Aşkın yaşanışı ve anlatımı, toplum-aile-çift kombinasyonlarında, kadın daha özgür, daha aktif ve daha üretken ve üretime katkıda bulunan aşık olunacak kişi olarak algılandı ve bu donelerle donatıldı. Bu herkesin yenilenme ve gelişme isteğiyle oldu. Çıkmaz denen boşanma kanunları, ele geçirilemez denilen siyasi eşitlik ilkeleri, çalışma ve sosyal hayatla ilgili yasalar Avrupa’da bu dönemde ortaya çıktı. Buna rağmen kadının sosyal hayatı değişirken aşk içindeki estetik ve efsanevi kişiliği hiç zedelenmedi, aksine yüceldi. Dylan’ın yerden yere vurduğu aşıklar, Cohen’in bohem güzelleri, Serge Gainsbourgh’un cananları hep dünyada yerini, kişiliğini bulmuş, günahıyla sevabıyla kendini kabul ettirmiş ama en önemlisi haysiyetini bileğinde tutan, yağız “sevişgenlerdi”.

Türkiye 68’in kendisini haber ettiği dönemde nelerden geliyordu? Gençlerin sesi olmuştu Fransız Mayısı. Kadınlara yeni bir kimlik verip sokaklara döktüğünde şarkılar da bu heyecanı taşıyordu. Çin’den portakallı çaylar getiren Susanne’ların heyecanı o zamanın erkek görüşünü de genel hatlarıyla ortaya çıkarıyordu.

Ancak biz 68’den önce köhne, karanlık, takibi toplum tarafından mümkün olmayan bir idareden geliyorduk. Türkiye’nin en belirgin kişiliği olan, ayağını basar basmaz solunan siyasi hava, böyle bir neşe dağılımına izin vermedi ve aynı kadın görüşü devam etti şarkılarda da.

Şarkılardaki kadın figüründeki neşe eksikliğinin ikinci sebebi de 68’in özellikle solcu bir akım olmasıydı. Ve her ilerici kültürde olduğu gibi kültür emperyalizmine karşı duran bir cephe olmuştu. Müzisyenler etnik kültürlere dört elle sarılıp halk sanatı anlayışını, geleneksel şarkıları, türküleri öne çıkardı uluslararası platformda. Bizim “şanssızlığımız” bitmez tükenmez halk müziği hazinemizdi. Eh, nasıl konuşuyordu o şarkılar kadınlar hakkında? Neler söyleniyordu? Ya da nasıl konuşuyordu o şarkılarda kadınlar? Erkek hayran olduğunda ulaşılmaz, erkek egemenliğine altına dolaylı yoldan girmiş olduğunda o kadınlar yine aşığı için ulaşılmaz, dokunulmaz, “sevişilmez” idiler. Aşk en azından biraz da zevkle donanmalı anlayışını göremeyen kadınlar da ona göre bir yerde erkek tembelliğinin mazereti gibi yansıyordu. Öyle de yok böyle de yok, sonucu çok şey götürdü bizlerden. Bazılarının sürekli bahsettiği “çağ atlamak”, cinsel özgürlük alanında yaşansaydı harika olurdu bizler için. Ama olmadı.

Cem Karaca harika bir insan, ileri bir sanatçı, ulaşılmaz bir yorumcuydu. Ama biz ne duyduk sonraki yıllar o harika insandan, o güzelim şarkıda? “At bizim, avrat bizim, silah bizim, şan bizim”. Sebebi ve niyeti ne olursa olsun, 60’lı ve 80’li yıllar arasında bu şarkıyı hit olarak dinleyen bir genç ne düşünür kadın hakkında? Nasıl hazırlar kendisini bir genç, bir kadının ilgisine? ‘Samanlıktaki Fadime’ beni çok daha mutlu eden bir figürdü gelişme çağında, bugün hala onu samanlıkta huşu içinde tahayyül ediyorum. Basılmamış olarak… Donu da kendi kontrolünde tabii…

Hayatının ikinci on yılında kadın şefkatinin güzelliklerinden yararlanamayan bir erkeğin, yetişkinliğinde güzel bir aşk-cinsellik-kimlik üçgeni tarafında huzurlu bir şekilde ağırlanmasının oldukça zor olacağı aşikar. Bu dönemi neşeli ve ödüllü geçirmeli bir genç. Genç gelişmeye başladığında, önündeki yılları aşksız yaşayacağını peşince bilmemeli. İşte o zaman kadın cinayetleri, seksizm, saldırganlık gibi toplumsal patolojilere göğüs germeye başlanılabilir toplumca.

Bize 68’in adı geldi yalnızca ve en önemli şekliyle özgürlükleri geliştiremedi darbelerden, baskılardan. Ne diyor Fikret Kızılok? “Naim kaldırıyordu, zalim bastırıyordu”. Kadın hala ulaşılmaz -ki bu 80’li yıllarda iki adet çok tehlikeli kadın türünü de üretti/devam ettirdi: kedicik ve erkek görmez- erkek hala mahzun, çaresiz ve mağluptu -ki bu da çok kötü üç erkek türünü kamçılayacak sonraki yıllarda. Kimler mi? Odun, duyarsız, anlamaya erişemezler.

Ne anlarım ki ben bu toplumda aşktan? 68’de dahi duyduğum tema o kadar ataerkil olursa sonrasını düşünelim. Şarkılar toplumun şahsi tarih bayraklarıdır. Her dönemi bir şarkıyla hatırlarız. Ya da her şarkı bize bir tarihi hatırlatır. Bizler birçok şarkının etkisi altındayızdır hayatımız boyunca yukarıdaki üç erkek tipinin birincisi hariç.

|

Leave a Reply

Sevdiğimi Seçtim // UMUT ADAN, SEVDİĞİMİ SEÇTİM / GÜNEŞ
icon-download
  1. Sevdiğimi Seçtim // UMUT ADAN, SEVDİĞİMİ SEÇTİM / GÜNEŞ
  2. Güneş // UMUT ADAN, SEVDİĞİMİ SEÇTİM / GÜNEŞ